beşer'in diline düşenler

  • Archive
  • RSS
  • Sor bana pişman mıyım?
uzun uzun seyrettirip, alıp başka diyarlara götüren…
Pop-upView Separately

uzun uzun seyrettirip, alıp başka diyarlara götüren…

  • 10 months ago
  • Permalink
Share

Short URL

TwitterFacebookPinterestGoogle+
hamd… her durumda, her nefeste…
View Separately

hamd… her durumda, her nefeste…

  • 10 months ago
  • Permalink
Share

Short URL

TwitterFacebookPinterestGoogle+

“Hiç kuşku yok, seçilmişim..”

“Ne garip! Önce ceset kılınmışım, sonra ruh üflenmiş bana.

İçecek suyum, yenecek lokmam, ikbalim, itibarım, idbarım, çilem varmış. Benim de yürünecek yolum varmış şu küre-i âlemde, bu dünya üzerinden ben de gelip de geçecekmişim.

Yoklar defterinde değilmiş kaydım. Toprak kıvamında takılmamış, cesetle toprak arasında kalmamışım. Ruhsuz bir beden olarak doğmamış, şuursuz bir ruh olarak yaratılmamışım.

Adem’den vücuda geçmişim, vücuddan hayata, hayattan ruha, ruhtan şuura.

İnsan olarak yaratılmışım.

Taş değilmişim, toprak, su, hava, ateş değilmişim. Everest’te bir çiçek, Ağrı’da bir kaya parçası, bir çalı horozu değilmişim.

Öyleyse seçilmişim.

Ya seçilmeseydim? Bunca acıya, bunca çileye rağmen ya var olmasaydım? Adım, kullar listesine yazılmasaydı benim de? Levh-i mahfuza bir insan ismi olarak geçmeseydim? Ben olmasaydım ya? Bir kader biçilmeseydi, bir ruh üflenmeseydi bana, hareketli kılınmasaydı şu kırk dokuz kiloluk bedenim?

Hiç kuşku yok, seçilmişim. Bir insan olarak yaratılmış, dünyaya salınmışım. Kaderimi kuşanmış, her kazaya her belâya ezelden “Beli” demişim.

Bir sürgün gömleği geçirmişim eynime, epeyce ağır gelmiş. Bu yüzden “İyi ki” demişim yeri gelince, ama daha çok “Keşke” demişim. Yeri gelmiş bir dağ altında ezilmiş yeri gelmiş bir kaşık suda boğulmuşum.

Tel kopmuş da teli koparan yokmuş. Kan akmış da bir vurulan bir vuran yokmuş. Ama işte bir vurgun varmış ortada da hiç kimsenin suçlu olmadığı yerde bir suçlu bile yokmuş. Çünkü suç yokmuş. Farzı, muhal olmaktan çıkaran yegâne, cesaretmiş de o da bende yokmuş.

Çünkü en zayıf olduğum yerden sınanmış en hassas olduğum yerden vurulmuşum. Hangi yanımdan yara alsam o yanımdan ağrımışım. Taşıyamam zannettiklerimi taşımış, taşırım zannettiklerimin altında kalmışım. İçimdeki ummanı önce sızdırmış sonra taşırmışım.

Kelimeler verilmiş bana, isimler öğretilmiş. Bir âh çekilse dünya dönecekken; ben, her şey karanlığa gömülmeden önce, kendimden sonsuzluğa bir şey bırakmaya kalkışmışım. İsmimin ilk hecesi bir somun ekmek son hecesi su dalgasıymış oysa. Aynı sözcüklerle özetlerim kendimi sanmışım da ezberlemem gerekeni sökememişim bile. Elif’te takılıp kalmışım.

Gün gelmiş feryat etmişim yolumu kaybedip, sonra “Nerede kayboldun sen?” diye kendi yakama yapışmışım. Hesap sormuşum fütursuzca, küstahça.

En önemlisi de ölümlüymüşüm ben. Üstelik ölümlü olduğunu bilen tek canlıymışım. Ben kendi ölümüme refakat ederken bana refakat eden karanfil kokusunu almışım daha ölmeden. Karşısında en eylemsiz kaldığım ölüm kendi ölümüm olmuş. Yani hâlâ gaflette, hâlâ hepi topu kendi ölümünü anlatan bir roman kahramanıymışım.

Dayanamamış, arabayı sağa çekmiş, “Benden bu kadar” demiş, şimdi artık sadece beklemeye başlamışım. İki elimi iki yanıma sarkıtmış, kendimi boşluğa bırakmışım. Nedense radyonun düğmesine dokunuvermişim birden. Bir cümle çıkmış bahtıma, öylesine durup dururken: “Bir günahtan çıkıp bir günaha batarlar. Ama yine de ümit vardır çünkü af vardır.” diyormuş bir ses.

Gördüklerimin rüya olan hayatlar değil, hayat olan rüyalar olduğunu anlamışım. Rüyalarımı kaydetmek gibi onları yorumlamayı da bir tarafa bırakmışım. Rüya içinde gördüğüm bir rüyadan uyanmışım. İtidalse bunun adı şimdi ben mutedilmişim.

Anlamışım ki dünya âlem perdesinde ben de gelip geçici, ben de bir gölgeymişim. Asıldan nasibim var ama şimdilik suretmişim.

Öyleyse hepsine de amenna. Değil mi ki seçilmişim.”

Nazan Bekiroğlu’nun diline düşenler…

hala kendi dilime düşenleri yazabilmiş değilim evet, gönlüme iz düşürenleri paylaşmakla yetiniyorum şimdilik…

  • 11 months ago
  • Permalink
Share

Short URL

TwitterFacebookPinterestGoogle+

Lâ tahzen…

“Lâ tahzen!

sabaha çıktıktan sonra artık geçen geceye bakma. çünkü şerri ve hayrı ile giden dünü değil bugünü yaşayacaksın. farzet ki ömrün sadece birgün, o da bugün…

bugün doğdun ve bugün Rabbine kavuşacaksın.

geçmişin kederi, geleceğin kaygısı ile ayağının sürçmesine müsaade etme. bütün dikkatini, ihtimamını, çalışmanı, bugüne teksif et. ömrünün bu son gününün namazlarını mutlak surette huşu içinde eda et! Kur’an’ı Kerim-i tedebbür ederek oku. tesbihatını huzurda yapıyormuşçasına yap. ahlakına, muamelatına dikkat et. insanlara faydalı olacak işler konusunda son derece azimli ve gayretli olarak gününü geçir.

bu son gününün saatlerini iyi kullan. dakikalarını senelere, saniyelerini aylara dönüştür.yüce Mevlayı çokça zikret. bugün tarlana hep hayır ek. günahlarından tövbe et. kinden, hasetten uzak ol. rızkına razı ol. eşini, çocuklarını mutlu et.

kendin ol - İmmea olma, hiçbir zaman başkası olmaya gayret etme. çünkü bu gerçekten sonsuz bir sıkıntı sebebidir.

Adem aleyhisselamdan bugüne insanoğlundan biri diğeriyle aynı surette yaratılmamıştır. sen özelsin.

geçmişte hiç kimse senin suretinde yaratılmadı. bundan sonra da yaratılmayacak. sen Ahmet’ten Mahmut’tan farklısın. bu yüzden kendini başkasında diriltmeye kalkışma. hayata ‘sen’ olarak atıl. Yaratıldığın gibi yaşa. sesini, yürüyüşünü değiştirme. senin özel bir tadın, rengin var. seni bu tadınla, renginle tanıdık ve böyle görmek istiyoruz. çünkü sen böyle yaratıldın.

İbn Mes’ud (r.a.) bir gün arkadaşlarına: “Sakın herhangi biriniz “immea” olmasın!” dedi. Onların “Ey Eba Abdirrahman! İmmea da nedir?” diye sormaları üzerine de şunları söyledi:

“İmmea “Ben halka bağlıyım. Onlar doğru yolda olurlarsa ben de doğru yolda olur; onlar dalalette (sapıklıkta) olursa ben de dalalette olurum” diyen kişidir.Allah’a yemin ederim ki halk tamamen kâfir olsa dahi siz kendinizi kâfir olmamak için zorlamak mecburiyetindesiniz.” İnsanoğlu tabiatı itibariyle meyve ağaçları gibidir. Kimisi uzun kimisi kısa. Kimisi tatlı kimi ekşi. Muz gibiysen başka mevye olmaya gayret etme. Çünkü güzelliğin, değerin muz olmandadır. Renklerimizin, dillerimizin, güçlerimizin velhasıl tüm özelliklerimizin farklı oluşu Bari Teala’nın ayetlerinden bir ayettir.

La Tahzen / Üzülme Çünkü hüzün, düşmanı sevindirir, dostunu üzer, haset edenin diline düşürür.

La Tahzen / Üzülme Çünkü hüzün, kaybolanı geri getirmez, öleni diriltmez, kaderi değiştirmez, hiçbir fayda getirmez.

La Tahzen / Üzülme Çünkü hüzün sinirleri yıpratır, kalbini yorar, gecelerini mahveder.

La Tahzen / Üzülme eğer günah işlediysen tövbe et, istiğfarda bulun, yanlış yaptıysan düzelt, o’nun rahmeti sonsuz, kapısı hep açıktır.

La Tahzen / Üzülme kaybettiğin şey için üzülme çünkü daha pek çok nimetlere sahipsin. Rabbinin sana bahşettiği diğer nimetleri düşün ve şükret. Teala, “Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız buna güç yetiremezsiniz” buyurmuyor mu?

La Tahzen / Üzülme ehli batılın sözlerinden dolayı üzülme, onların tenkitlerine sabrettiğin sürece mükafatlandırılacağını unutma.

La Tahzen / Üzülme insanlara ihsanda bulunduğun sürece üzülme. Çünkü mutluluğun yolu insanlara ihsanda bulunmaktan geçer.

La Tahzen / Üzülme Çünkü iyiliğin mükafatı on mislinden yedi yüz misline, kötülüğün karşılığı ise sadece mislince….”

  • 11 months ago
  • Permalink
Share

Short URL

TwitterFacebookPinterestGoogle+

ilk…

başlangıç için söylenecek başka söz yok sanırım…

  • 11 months ago
  • Permalink
Share

Short URL

TwitterFacebookPinterestGoogle+

About

Twitter

loading tweets…

  • RSS
  • Random
  • Archive
  • Sor bana pişman mıyım?
  • Mobile
Effector Theme by Pixel Union